Kırmızı Saçlı Kadın

Orhan Pamuk eserleri genel itibariyle tartışmalıdır. Bazıları çok sever bazıları ise sapkın bir yazar olduğunu, bu memlekete söyleyecek bir sözünün olmadığını söyler. Kitaplarında entrikalar görünüyor genellikle.

Yazarın en çok beğendiğim yönü merak uyandırıcı olması, acaba devamında ne olacak hissiyatı uyandırması. Bu duyguyla harmanlanmış işlerin başarılı olduğunu hepimiz görüyoruz. Kimse bildiği şeyi okumak istemez. Bizi heycanlandıran gizem ve öfkedir. Gizem ise ancak kırmızı saçlı bir kadında olur. Çünkü sıradan değildir. Bize ve komşumuza benzemiyor. Bu bilinmezlik ve tahminsizlik bize sosyal hayatta hem endişe verir hemde olayları eşeleme, keşfetme dürtüsü uyandırır.




Kırmızı saçlı kadın hikâyesi ilk görüşte 16 yaşındaki delikanlının kendisinden yaşça büyük (33) bir kadınla (Gülcihan - Kırmızı Saçlı Kadın) yaşadığı bir  ensest bir hikaye anlatıyor gibi görünse de romanın ilerleyen bölümlerinde bu ilişkiyi Yunan ve Doğu'nun mitolojik şablonlarıyla iç içe geçip baba-oğul çatışması, modernite, özgürlük ve en önemlisi "penisi" yok etme mücadelesi temasını irdeliyor.

Psikanalizin kurucusu Freud her erkeğin içinde babasını öldürme eğilimi gösterdiğini, en azından derinlerde böyle bir dürtünün olduğunu ifade ediyor ( Tartışmalı bir konu)  Yunan tragedyasında önemli bir yazar olan Sophokles'in Kral Oidipus hikayesine göre Oidipus henüz doğmamışken babası kahine gider ve kehanet gereği doğacak oğlu kendisini öldürüp karısıyla ( annesiyle) evleneceğini öğrenir. Kahinin bu söylediklerinden dolayı tüyleri ürperen baba kral (laios) oğlunu doğar doğmaz başka bir krala evlatlık olarak verir.






Aradan geçen uzun sürenin ardından Oidipus gerçek babasının kim olduğunu bilmeden krallık yapar. Oidipus bir gün müneccime gider ve ileride babasını öldürüp annesiyle evleneceğini öğrenir. Kanı çekilen kral Oidipus bu kehanetin gerçekleşmemesi için yaşadığı krallığı terk eder ve gerçek babasının hüküm sürdüğü topraklara gelir. Oidipus'un yeni krallıkta liderlik özeliği ön plana çıkar ve bir kavga sırasında gerçek babasını öldürüp karısıyla ( gerçek annesiyle)  evlenir, ardından Kral olarak tahta geçer.

Böylece kehanet gerçekleşir ve Oidipus gerçek babasını öldürüp annesiyle evleniyor. Burada oğul baba katili olmaktan kurtulamıyor. Kaderine mahkum oluyor, babasının ve kendisinin kaçmak istediği vahim olay başlarına geliyor. Burada kader ve özgür irade üzerine sabahlara kadar tartışılabilecek malzeme var.

Diğer bir yandan Firdevsi'nin ele almış olduğu 60 bin beyitlik Şehname'de anlatılan Rüstem ve Sührab hikayesinde baba Rüstem İran'ın en büyük savaşçısıdır. Bir gün avdayken atını kaybeder ve kayıp atının ardından iz sürmeye koyulur. Atını ararken düşman ülkenin hudutları içinde bulur kendisini. Rakip ülkenin kralı onu tanımış ve misafirperver davranış sergileyip Rüstem'i sarayda misafir eder. Kralın kız kardeşi Rüstem'e aşık olur, bir gecelik bir ilişki yaşanır.


Düşman ülkede bir gece konakladıktan sonra evine dönen Rüstem yıllar sonra iki ülke arasında çıkan savaşa katılır. Kıran kırana geçen bir mücadelede Rüstem düşman ülkenin kralının kız kardeşinden olan oğlu Sührab'ı öldürür. Sührab'ın asıl amacı İran kralını öldürüp gerçek babası olduğunu bildiği Rüstem ile beraber ülkeyi yönetmek idi. Fakat savaş sırasında herkes zırhlı olduğu için babası Rüstem'i tanıyamaz ve babasına yenik düşer, Rüstem öz oğlu olan Sührab'ı öldürür.  Rüstem kaderine yenik düşer evlat katili oluverir.




Birinci hikâyede oğul baba katili olmaktan, ikinci hikâyede ise baba oğul katili olmaktan kaçamaz. Bu hikâyenin ikisini bir arada bulunduran Osmanlı Devleti'nde de mevcuttur. Malumunuz üzere Fatih Sultan Mehmet ile beraber devletin bekası için kardeş katili olmak caizdir fetvası verilir. Bir çokları kardeş ve oğul katili olmuştur bu yüzden.
Bu devranın devam etmesi için herkes öyle ya da böyle kaderine mahkûm olmuştur.



Gelelim kitaba 
Hikayenin baş karakteri Cem. Hikâye, Cem'in babasının siyasi olaylar ile ilgilenmesi ve en sonunda ahlaklı devrimci rolünden sıkılıp evi terk etmesiyle start veriyor. Cem okumak ve iyi yazar olmak istiyor, bunun iyi bir dershaneye gitmesi ve üniversiteyi kazanmalıdır. Babası evi terk ettiği için dershane parasını kendisi kazanmak zorunda. Annesinin ilk etapta karşı çıkmasına rağmen yevmiyesinin yüksek olması ve kısa sürede dershane parasını kazanacağını için kuyucu çırağı olarak kolları sıvadı.

İstanbul'da bir banliyöda kuyucu çırağı olarak çalışmaya başladı ve bütün hayatına tesir altında alacak bir aylık bir çalışma süreci geçirdi. Burada ustasını kısa sürede benimsemekle beraber onu bir baba olarak görüyor ve tabi  doğal olarak içinde ona karşı derin bir nefret büyütüyor. Kazı malzemeleri almak, eksikleri gidermek için çarşıya indiğinde Kırmızı Saçlı Kadını görüp aurasından etkilenir. Sıra dışı, şefkatli ve aynı zamanda çok güzel bu yetişkin kadın genç delikanlıyı etkilemektedir. Cem akşamları çoğu zaman Gülcihan'ı görmek için çarşıya iniyor ve tiyatro çadırında, evinin önünde onu görmek için bekliyor.

Bir aylık bir süreçte Gülcihan ve Cem arasında bir gecelik bir ilişki yaşanır. Ertesi gün Cem kuyunun dibinde kazı çalışması yapan ustasının üzerine harfiyat dolu kovayı düşürür. Ustasının öldüğüne kanaat getirip ilk tren seferiyle orayı terk etti. Yolculuk boyunca karmaşık duygulara daldı. istanbul'a indiğinde polisin gelip kendisini tutuklayacağından emindi. Bir tavşan ürkekliğinde yaşamaya başladı. 


Aradan geçen bir kaç ayın ardından daha cesaretli davranıyor sokakta polis görünce tedirgin olmuyordu. Dershanaye gitti ve üniversiteyi kazandı. Okulu bitirdikten sonra "Sührab" adında bir inşaat şirketi kurdu ve ünlü bir işinsanı oldu. 

Yıllar geçmesine rağmen ustasını unutamamıştı. Acaba öldü mü? sorusu zihnini sürekli olarak işgal ediyor, " yok canım ölseydi polis peşime düşerdi" düşüncesi onu rahatlatıyordu. 

Aradan geçen uzun sürenin ardından katil olduğunu düşünerek kaçtığı kasabaya iş adamı olarak gidecek ve ucuza arsalar almak zorunda kalacaktı. Kader tekrar onu oraya çekmişti. Ürkek ve karmaşık duygularla gitti kasabaya. Önceden kendisini ikna ettiği üzere renk vermeyecek, normal bir işinsanı olarak davranacaktı.

Fakat onu buraya kadar getiren kader gerçeklerle yüzleşmesinden başka yol bırakmadı. Kırmızı saçlı kadından bir çocuğu olduğunu öğrenen Cem burada evine bir daha dönemeyecekti. Çünkü kimlik bunalımı yaşayan oğlu Cem'i öldürecekti. Yani Cem yıllar önce kırmızı saçlı kadınla yaşadığı bir gecelik ilişkiden çocuk sahibi olmuş ve kaçtığı, yıllar sonra geri geldiği kasabada oğlu tarafından öldürülecekti. 

Biraz Oidipus, biraz şehname, biraz kader

Ağlamak Nedir? Neden Ağlarız?

Homo Saphies olarak ifade edilen canlının, yanı bizlerin çok kompleks varlıklar olduğumuzu en büyük belirtilerinden biri de ağlamak eylemidir. Diğer canlılarda pek görülmeyen bu davranış ve tutumun anlamı nedir? İnsan neden ağlar? Bunun kökeni nedir?



Gözlerimizden boncuk boncuk akıp yanağımızı yalayıp yere düşen gözyaşı yerine, zamanına ve mahiyetine göre farklı anlamlar taşır.

Ağlama Türleri

1) Bebeklerde Ağlama


Bebekler doğar doğmaz ağlamayı deneyimler. Burada ki ağlamanın sebebi oksijenden kaynaklanan acıdır. İnsan doğarken ağlar. Cem Karaca'nın seslendirdiği Bu son olsun adlı eseri aklıma geldi. Onu da bonus olarak ekliyorum şuraya;



Bebeklerde ağlamanın dikkatleri üzerine çekme gibi bir amaçı vardır. Ağlayan bebek ebeveynlerinin kendisiyle ilgilenmesini sağlar ve böylelikle hayatta kalma olasılığını artırmış olur. Karnı açıktığında da ağlar ve ebeveynlerinin yiyecek bulması için zorlar. Aniden annesini yanında göremeyen çocuk istemsiz olarak ağlamaya başlar ve annesinin kendisini bulmasına yardımcı olur. Annesi bulamasa dahi çevredeki insanların dikkatini çeker, böylelikle kendisini güvence altına almış olur.

2) Evrimsel Kökenli Ağlama ( Gözleri Nemlendirme)

İnsan denilen canlının bugüne ulaşması milyonlarca yıl almış ve bir çok badire atlatmışız. Bir basit amipten organize olabilen canlıya geçebilmenin bazı aşamaları, evrimsel ara formları olmuştur. (Zaten bildiğiniz şeyler) Karadaki bütün yaşamın atası denizdeki canlılardır. Yaşam ilk etapta suda vücut buldu. Ardından su canlıları karada yaşamaya doğru bir eğilim gösterdi ve evrim karada devam etti. Milyonlarca yıl içerisinde şuan da gözle gördüğümüz ekolojik sistem oluştu.

Atalarımız suda yaşarken gözlerini nemli tutma gibi bir amacı yok idi. Karada yaşamaya başladıktan sonra gözlerimizi nemlendirmek ve zararlı mikroorganizmalardan korunmak için göz yaşı salgılamaya ihtiyaç duyduk. Bundan ötürü gün içerisinde farkına varmadan gözlerimizi kırpar ve gözlerimizi nemlendiririz.

3) Duygusal Ağlama


Diğer canlıların hiçbirinde görülmeyen davranıştır duygusal ağlama. Duygusal olarak gözyaşı dökmenin de bir çok çeşidi sayılabilir. Çok sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimizde istemsiz olarak ağlamaya başlarız. Sevgilimizden ayrıldığımızda ağlarız. Boşandığımızda ağlarız. Anne / Baba olduğumuzda ağlarız.

Bu davranışların elbette romantik bir yönü vardır; fakat asıl amaç üzerimizdeki baskıyı azaltmaktadır. Ağlayan insan rahatlar ve içi açılır. Yeterince ağlama eylemini yapamayan insanlar ise stresi çok yoğun hisseder ve katılaşır.

Ağlamak her toplumda hoş karşılanmaz. Şuan içinde yaşadığımız toplumda ağlamak sıradan bir davranışmış gibi algılanmaz. Ağlayan kişi yenik ve zayıf düşmüştür olarak algılanır ve hemen yardım etmeye çalışırız. Bu perspektiften ve hormonsal sebeplerden dolayı  erkekler pek fazla ağlamaz. En azından herkesin içinde ağlamaz.

Orhan Veli Kanık;

Ayrılış

Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam.



Ağlamak her zaman negatif anlamlar taşımaz. Hali hazırda winner olan liderlerin ağlaması kariyer yolculuğunda avantaj sağlayabiliyor. Dirençler büyük ölçüde zayıflıyor.

Yada hararetli bir tartışma anında bazen ağlayabiliyoruz. Genellikle kadınlar ağlıyor. Ağlama olduğunda tartışmayı bitirme eğilimi görülür ve ağlayan kadına/erkeğe haksız olsa dahi haklılık payı verilir. Tamam senin gibi olsun deme eğilimi çok yüksektir.



4) Cimbom Ağlaması :)

Bir de sıklıkla karşılaşılan ve artık bir sendrom halini alan Galatasaray ağlaması var. Bu klinik bir vaka  :))) 🤣🤣



Derdim Bana Derman imiş


Kendini arayanların ve hiç soru sormamışların toplamıdır hayat. Bedenine giren bir garip canı anlamaya çalışan ile sadece yaşayanların arasındaki fark ölü ile diri arasındaki fark kadar keskindir.

Niyazi Mısri'nin şu kısacık ve bir o kadar derin olan mısrası bazıları için ariflik göstergesidir.

Derman arardım derdime
Derdim bana derman imiş
Bürhan arardım aslıma
Aslım bana bürhan imiş

Ödev ve Ahlak

Ahlakın temeli nedir? Birey neden ahlaklı olmak zorundadır? Ahlaklı olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Bu sorular uzadıya gidebilir.

Ahlak anlayışı genellikle benzerdir toplumlarda. Kural koyucu ve koşulsuz itimat edilmesi gerekir. Bu normatif ve caydırıcı perspektifin lehte ve aleyhte sonuçları olabilir. Örneğin: ?? (Aklıma örnek gelmedi, siz bulursunuz)

Kant'ın ödev ahlakı da bir davranışın ahlaklı olması için akla dayanması ve duygulardan arındırılmış olması gerekmektedir. Yani sırf birine acıdığınız için birine yardım ederseniz bu ahlâkî bir davranış olmaz. Bir ödev bilinciyle hareket etmeliyiz ve aklımızla o kişiye yardımcı olmalıyız.

Ödev ahlakı da kesinlikle yalana yer yoktur. Birinin hayatını kurtaracak olsa bile yalan söz söylemek ahlaksızlıktır. Çünkü Kant evrensel bir ahlak anlayışının peşindedir. Herkes pembe yalanlara ihtiyaç duyarsa dünyanın hali nice olur.


Ben, Spinoza ve Determinizm

Düşünün biraz elinizde bir kalem var ve kalemi biraz kuvvet uygulayarak aşağıdan yukarı doğru atıyorsunuz. Kalem elinizden tekrar geri dönmek üzere havalanıyor. Havalanırken nasıl oldu da bir kalem olduğunu ya da nasıl havalandığını hiç düşünmez. Öylece havalanır. Etrafı kolaçan eder ve optimum yüksekliğe erişir. Artık en yukarıdadir kalem. Herşeyi elde etmiştir, herkese ve herşeye karşı kibir doludur. Tepeden bakmayı öğrenmiş ve hep öyle olacakmış gibi zan eder.

Fakat o da ne! Yavaş yavaş aşağıya iniyormuş gibi hisseder. İlk etapta bir yanılgıymıs gibi düşünür. Aksini düşünmek dahi istemez. Ne yazıktır ki yükseldiği gibi alcalmaya başlıyor. İnme aşaması daha hızlıymış gibi histtemeye başladı ve ebedi yokluğa doğru indiğini anladı. Ahlar, vahlar çare olmadı. Pişmanlıkları geldi aklına. Niezthce'nin dediği gibi "pişmanlık bir köpeğin taşı ısırması gibidir"

Ve kalem bir taş ısırdı (ısırtırıldı) ardından elize geri geldi. Bu yükselme ve alçalma kimine göre 50 yıl kimine 80 yıl gibi gelir. Bazılarının katında ise 50 bin yıl gibidir.


Anlamın Anlamı

Anlamın Anlamı


İnsan var olduğu sürece hep bir anlam aramıştır. Kim olduğunu ve nasıl var olduğunu sorgulamlamıştır.

Bu anlam arayışında büyük medeniyetler inşaa etmiş ve kutsal atıflarda bulunmuştur. Kimisi kendisini bilime, kimisi sanatta, sevdaya, kimisi devrime, kimisi hiçliğe kimiside ahirete adamıştır varlığını.

Kuramcı olan Ogden ve Richards anlamın anlamını sorguluyor ve anlamın bir anlamı var mı diyorlar. Anlamın aslında ne olduğunu bilmek istiyorlar.

*Anlam içsel bir özelliktir
*Anlam özdür
*Anlam herhangi bir şeyin yarattığı duygudur.
*Anlam, herhangi bir şeyin satır arasındaki yeridir.
*Anlam simgeyi kullamanın gerçekte belirttiği şeydir.
*Bir simgeyi kullamanın belirtmek zorunda olduğu şeydir.
       ........

Nietzsche göre ise de insanların sadece iki temel problemi vardır. Anlam ve adalet. Anlamı bulmak için sanatı  icat ettik. Adalet içinse hukuk kuralları koyduk; Lakin insanlık ne anlam kazandı, ne de adaletle erişebildi.

Dünya'nın Sonu: Armageddon Savaşı

Bir çok inançta bir gün mutlaka Dünya'nın, yaşamın sonu olacağı inanci vardır. Her inanç kendi perspektif  ile açıklamıştır bunu, bir son ve kiyamet olacağı için aşağı yukarı hepsi bir birine benziyor.






Armageddon Tevrat ve İncil de bahsedilen onlarca hikayelerden bir tanesidir. Bu hikayeye göre, Tanrı onlarca kez elçiler göndermesine, öğütlerde bulunmasına rağmen arlanmaz insanlar, oralı olmuyorlar. Kibirlerine, hırslarına yenik düşüyorlar ve Dünya'ya kötülük getiriyorlar. Hikayeye göre Deccal denilen bir mahluk ortaya çıkıp binlerce, milyonlarca insanı arkasına takıp kötülük yapacak herkese. Bunu gören Tanrı çok hüzünlenip ve hiddetlenecektir. Çözüm olarak Mesih'i Dünyaya gönderecektir. Meleklerden oluşan binlerce kişilik ordu ile yeryüzüne inecek ve Deccal ile savaşacak.

Mesih'in amacı iyilik, Decallin ise kötülüktür. Arkasına melekleri de alan Mesih Deccali yok eder. Bu fansattik savaşın adı Armageddon savaşıdır.

Mesih yeryüzünde tanrının krallığını kurar ve bütün insanlar kısa bir süre mutlu yaşar. Ardından müthiş bir uğultu ile kıyamet kopar ve herkes ölür. Yeniden dirilmeyle beraber herkes maşherde Tanrı'nın huzurunda divan duracak, defterler açılacak iyiler cennetin, kötüler ise haşlanmanın tadını çikaracak....

Kırık Camlar Teorisi



Kırık camlar teorisi (Broken Windows Theory), bir suç psikoloğu olan Zimbardo tarafından yazılan, kentsel düzenin sağlanması ve anti-sosyal davranışların nasıl minimize edilmesi gerektiğini anlatan bilimsel çalışmadır. 















İlginç ve haklılık payı olan bir çalışma doğrusu. Okurken Foucault ve Nizamülmülk'den de bazı yaklaşımlar da aklımda canlandı. Biraz da oraya kayarız.

Kırık camlar teorisinin iddiası şöyle; bir-iki camı kırk bir ev düşünün, bu evin camları kırık olduğu için insanlar belirli bir zaman sonra o evin sahipsiz olduğunu düşünmeye başlayacak ve bir taş alıp da cam kırarsa kendisine bir zarar gelmeyeceğini düşünür ve yerden bir taş alıp camı kırar, onun taş attığını gören insanlarda taş alıp camlara atmaya başlar,  zamanla  bütün camları kırarlar. Bu ev giderek harabeye dönmeye başlayacak ve madde bağımlı insanların meskeni olacaktır. Böylelikle sosyal düzen bozulacak ve kimse kurallara saygı göstermeyecektir.

Bu evi toplum olarak düşünün, toplumun böyle kırık camları olduğunda onarılmaz ve kırık cam sayısını artırmak isteyenlere müdahale etmezse asayiş berkemal olamayacaktır doğal olarak.















Bir başka örnek olarak daha önce çöp atılmayan bir noktaya  araştırmacılar  tarafından çöp atılmaya başlanmış; kısa süre sonra insanlar bu durumu kanıksamış ve çöplerini normalde oraya atmayan insanlar tarafından çöp bırakılmış.

Böyle bir davranış sergilememizin asıl nedeni bize hoop! ne yapıyorsun diyen kimse olmaması ve davranışın toplumda legalmış gibi ifa edilmesidir. Kırıl camlar teorisinden yola çıkarak Nazilerin Yahudi katliamı da açıklayabiliriz belki, bir Yahudiyi kırk cam gibi düşünürsek daha açıklayıcı olabilir.  Bir Alman yerden taş alıp bir yahudiye şaka yaşarmışcasına atar ve şaka yaptım canım! der. Sonra bir taş daha alıp daha sert atar ve adamın kafasını kırar ve bu davranışından dolayı herhangi bir yaptırım uygulanmaz ve ceza almaz. Bunu gören toplum aaa! demek ki bir yahudinin kafasını kırmak suç değil der ve bunu herkes yapmaya başlar ve insan kıyımı başlar.

Ya da savaş esnasında askerlerin ahlaksız davranışlar sergilemesinde hiç bir kaygı taşımaması gibi. Düşmanın kadınları ve malları size ananızın ak sütü günü helaldir. Erkek çocukları alıp asker, kadınlarını cariye ya da genelev işçisi yapmanızda hiç bir sakınca yoktur. Sebebi ise camı kırık olan evdir.

Foucault ve Nizamülmülk'e de sonra değiniriz artık 300 sözcükten sonrası okunmuyor malum. Boşa gitmesin caanım bilgiler. Görüşmek üzere....

Ahmed Arif: Ya Herro Ya Merro

Ahmed Arif 33 kurşun şiirini yazdıktan sonra hayatı değişir. Tabi tahmin edebileceğiniz üzerine olumlu bir değişim olmamıştır bu, artık  o da potansiyel bir vatan hanidir. Bir- iki defa tutuklanır ve çok ağır işkencelerden geçirilir.



Son tutuklandığında ve askerler tarafından hücresine götürüldüğünde bir bakmış duvarda "to be or not be" yazıyor. Bunu 19 dilde yazmışlar alt alta nizami olarak. Arif kendi kendine "buraya birde Türkçesini eklemek gerekiyor" demiş ve 19 tane alt alta yazılan to be or not to be'nin altına bir toplama sembolü çizmiş ve Ya Herro Ya Merro yazmış.
Ahmet Arif- 33 Kurşun

Ahmet Arif- 33 Kurşun


   Bu dağ Mengene dağıdır
   Tanyeri atanda Van'da 
   Bu dağ Nemrut yavrusudur 
   Tanyeri atanda Nemruda karşı 
   Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur     
   Bir yanın seccade Acem mülküdür 
   Doruklarda buzulların salkımı
   Firari guvercinler su başlarında 
   Ve karaca sürüsü, 
   Keklik takımı...
   
   Yiğitlik inkar gelinmez 
   Tek'e - tek döğüşte yenilmediler 
   Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
   Gel haberi nerden verek 
   Turna sürüsü değil bu 
   Gökte yıldız burcu değil 
   Otuzüç kurşunlu yürek 
   Otuzuç kan pınarı 
   Akmaz, 
   Göl olmuş bu dağda... 

   Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı 
   Sırtı alaçakır 
   Karnı sütbeyaz
   Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
   Yüreği ağzında öyle zavallı 
   Tövbeye getirir insanı 
   Tenhaydı, tenhaydı vakitler 
   Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
   
   Baktı otuzüçten biri 
   Karnında açlığın ağır boşluğu 
   Saç, sakal bir karış 
   Yakasında bit, 
   Baktı kolları vurulu, 
   Cehennem yürekli bir yiğit, 
   Bir garip tavşana, 
   Bir gerilere. 

   Düştü nazlı filintası aklına, 
   Yastığı altında küsmüş, 
   Düştü, Harran ovasından getirdiği tay 
   Perçemi mavi boncuklu, 
   Alnında akıtma 
   Üç topuğu ak, 
   Eşkini hovarda, kıvrak, 
   Doru, seglavi kısrağı. 
   Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

   Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı, 
   Böyle arkasında bir soğuk namlu 
   Bulunmayaydı, 
   Sığınabilirdi yüceltilere... 
   Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,      
   Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı, 
   Yanan cıgaranın külünü, 
   Güneşlerde çatal kıvılcımlanan 
   Engereğin dilini, 
   İlk atımda uçuran 
   Usta elleri... 

   Bu gözler, bir kere bile faka basmadı 
   Çığ bekleyen boğazların kıyametini 
   Karlı, yumuşacık hıyanetini 
   Uçurumların, 
   Önceden bilen gözleri... 
   Çaresiz
   Vurulacaktı, 
   Buyruk kesindi, 
   Gayrı gözlerini kör sürüngenler 
   Yüreğini leş kuşları yesindi...

   Vurulmuşum 
   Dağların kuytuluk bir boğazında 
   Vakitlerden bir sabah namazında 
   Yatarım         
   Kanlı, upuzun... 

   Vurulmuşum 
   Düşüm, gecelerden kara 
   Bir hayra yoranım çıkmaz 
   Canım alırlar ecelsiz 
   Sığdıramam kitaplara 
   Şifre buyurmuş bir paşa 
   Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

   Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki... 
   Ölüm buyruğunu uyguladılar, 
   Mavi dağ dumanını 
   ve uyur-uyanık seher yelini 
   Kanlara buladılar. 
   Sonra oracıkta tüfek çattılar 
   Koynumuzu usul-usul yoklayıp 
   Aradılar. 
   Didik-didik ettiler 
   Kirmanşah dokuması al kuşağımı 
   Tespihimi, tabakamı alıp gittiler 
   Hepsi de armağandı Acemelinden... 

   Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 
   Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
   Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
   Komşuyuz yaka yakaya 
   Birbirine karışır tavuklarımız 
   Bilmezlikten değil, 
   Fıkaralıktan 
   Pasaporta ısınmamış içimiz 
   Budur katlimize sebep suçumuz, 
   Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
   Kaçakçıya 
   Soyguncuya 
   Hayına... 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki... 

  
 
   Vurun ulan, 
   Vurun, 
   Ben kolay ölmem. 
   Ocakta küllenmiş közüm, 
   Karnımda sözüm var 
   Haldan bilene. 
   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
   Üç de kardaşını 
   Üç nazlı selvi, 
   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
   Kirve, hısım, dağların çocukları 
   Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

   Bıyıkları yeni terlemiş daha 
   Benim küçük dayım Nazif 
   Yakışıklı, 
   Hafif,    
   İyi süvari 
   Vurun kardaş demiş
   Namus günüdür 
   Ve şaha kaldırmış atını. 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki...  


                                                         

33 Kurşun

Unutturulmak istendi belki ama olmadı bir utanç olarak tarihe geçti ve bu bloga konu oldu. Olmasaydı keşke denilen ne çok hadise varmış meğer. Bunlardan biride budur: 33 kurşun.

Sınır ötesine izin almadan çıkmış bir kaç gariban köylü, topraklarını ya da akrabalarını ziyaret için gitmişler. Ne işi var bunların sınır ötesinde ikide bir demiş biri. Otursunlar oturduğu yerde. Sınırlar harita üzerindedir, teoriktir bu kural oralarda; çünkü sınırın hemen ötesinde adamın tarlası, işi, aşı var. Bırakamaz orada öyle kimsesiz. Akrabaları var hemen karşı köyde; kilometrelerce öteden bir sınır çizmekle, pasaport sormakla olmuyor. Neyse konumuza dönelim. Kaçakçı denilmiş bunlara. Derhal tutuklasınlar emri gelmiş uzak yerlerden.



40 kişi gözaltına alındı ve bir miktar hışlandıktan sonra salı verindiler. Lakin canı kan isteyen bir adam var - adını yazmayacağım, çok mühim değil. Kötü bir insan çünkü.- "Nasıl serbest bırakırsınız siz bu vatan hainlerini, bunlar bizim askerlerimizin konuşunu düşmanlara bildirmektedir. Onlar en ağır cezaya çarptırılmalıdır. "



Van'da bir komisyon toplanır ve bu güzel insanlar çareyi bu 33 köylüyü öldürmede bulur ve "devlet için babamı dahi asarım" demiş "sakın ha!  kimse itiraz etmesin" demiş önceden, konuşanları kırbaçlamakla tehdit etmiş, susmuş böylece iyi yürekli insanlar.



Tarih 30 Temmuz 1943 Cuma, sabaha karşı iki müfreze tarafından elleri kolları sımsıkı bağlandı, öfke ile düğümler atıldı, atıldı. Gözleri sıvandı resmen. Cepleri, boyun cüzdanları didiklendi, işe yarar ne varsa aldılar; para, tespih, cüzdan, tütün...  İşaret silahını kaldırdı havaya ve bir an düşündü, bir an parmağı tetikte titrer gibi oldu lakin şeytana kandı ve işareti verdi. Saniyeler içinde yüzlerce mermi çıktı namlulardan, 33 insan patır patır yere düştü. Sıktılar, sıktılar, sıktılar. Sonra aradan zaman geçti ve  33 insanın ölüm emrini veren adamın ismi o insanların yaşadığı beldenin kışlasına verildi. Öfke ve nefret ekmek istense böyle yapılır galiba.



   33 Kurşun Şiiri/ Ahmed Arif


   Vurun ulan, 
   Vurun, 
   Ben kolay ölmem. 
   Ocakta küllenmiş közüm, 
   Karnımda sözüm var 
   Haldan bilene. 
   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
   Üç de kardaşını 
   Üç nazlı selvi, 
   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
   Kirve, hısım, dağların çocukları 
   Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

   Bıyıkları yeni terlemiş daha 
   Benim küçük dayım Nazif 
   Yakışıklı, 
   Hafif,    
   İyi süvari 
   Vurun kardaş demiş
   Namus günüdür 
   Ve şaha kaldırmış atını. 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki...  

(şiirin tamamı için tıklayınız)




Bonus--Cem Karaca 33 Kuşun



  

                                                       

Bilim için ölen kadın: Marie Curie

Marie Curie (1867-1934) yılları arasında nefes alan Polonyalı kimyager ve fizikçi bir bilim insanıdır. Genellikle radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınmış ve radyolojinin kurucusudur.

Varşovada yaşadığı ve eğitimine devam ettiği süre diliminde şehir Rus tahakkümü altında idi ve dönem şartları gereği kadınların üniversite eğitimi alması ve uygulamalı bilimlerde eğitim görmesi mümkün değildi. Tabi bu Marie'ye söker mi! Yaz tatilinde biraz para toplayıp hicret ediyor Varşova'dan. Ailesinin ekonomik ve sosyal statüleri fena değil saygı gören, kültürlü insanlar. Bir çatı katında kalarak hayatının en zor ve anımsadığında "vay be ne günlerdi" dediği günleri yaşıyordu.  1.5 yılda fizik diploması aldıktan sonra tekrar 1.5 yıllık zaman diliminde matematik diploması alıyor.











1903'de Nobel fizik ödülü ve 1911'de nobel kimya ödülünü almıştır. Bu ödülü iki defa alan ilk bilim insanı olmuştur ve bu unvana sahip tek kadın bilim insanı devam etmektedir. Yaptığı çalışmalar ile bir elementin başka bir elemente dönüşebileceğini  ispatladı ve simyacıların mezarında derin ohh çekmesini sağladı. Tabi şuna da değinmeden geçemeyeceğim.  bu kadar başarı maraz doğurmuş. Tamamı erkeklerden oluşan Fransız Bilimler Akademisinden oy birliğiyle uzaklaştırılıyor. Tabi tahmin edilebileceği üzerine namusuna da dil uzatmışlar. Özelikle eşini at arabası çarpmasından dolayı kaybetmesi onu etkilemiş ve zaman zaman buhranlar yaşamıştır. "Fark etmez tek başıma da devam ederim" demiş ve Paris Üniversitesinde Radyum enstitüsünü kurmuş ve yönetmiştir.



O zamanlar radyasyonun sağlığa bu denli zararlı olduğu bilinmiyordu ve Marei'nin temel çalışma alanı radyasyondu. Zaman içinde kemirmişti canını, sinmişti tüm hücrelerine, zayıf düştü sonunda canı. Kan kanseri tanısı konuldu, uzaklardan umut dolu bir haber gelmiş gibi gülümsedi ve inat ile çalışmaya devam etti. Mesleğinin canını çürütmesinden dolayı "bilim için ölen kadın" unvanı verilmiştir. Ne kadar çok çalıştığını vurgulamak için şunu belirteyim: not defteri ve kişisel eşyaları o kadar fazla radyasyona maruz kalmıştır ki direk temasa yasaklanmış ve kurşun kaplı bölmelerde sergilenmektedir.


Nazım Hikmet'ten bir anektod

Nazım ve saz arkadaşları Bursa ceza evinde cezalarının tadını çıkarırken ceza evini teftişe gelen dönemin adalet bakanı Nazım Hikmet burada kalıyormuş çağırında bakalım kimdir, necidir, boyunu postunu görelim demiş. Gardiyan avluya gidip Nazım'a seslenmiş ve adalet bakanı sizinle görüşmek istiyor demiş.

Nazım müdürün odasına gidip adalet bakının huzuruna gitmiş. Bakan kapının açılmasıyla beraber Nazımı tepeden tırnağa süzmüş ve nazım sen misin?  derken bile küçümseyici bir sen sonu kullanmış. Nazım kendinden sonra derece emin durarak benim demiş.


Bakan, sen Ömer Hayayım'ı bilir misin sorusuna Hayyam'ı kim bilmez cevabını verir. Ardından Nazım müsadeniz ile ben de size bir sual sorayım dedi. Nazım Hayyam döneminde hükümdarım olduğunu bilir misiniz sorusuna bakan afallamış ve cevap verememiş. İşte böyle bakanım koskoca hükümdarlar unutulur ama hayyamlar unutulmaz. Adalet bakanları unutulur ama Nazımlar unutulmaz.
SEO-4 (Terimler)

SEO-4 (Terimler)

Dofollow: Link yapısına dahil edebileceğimiz bir formattır. Dofollow linklerin pagerank hesaplanmasına dahil olmasını sağlar.  Nofollow olmayan link dofollowdur.

Nofollow: Linklerin pagerank algoritmasına katılmasını engellemek için yapılır.

Cloaking: siteye gelen ziyaretçilerin gerçek kişi mi yoksa bot mu olduğunu anladıktan sonra botlar için özel bir yol çizmektir. Etik olmamakla beraber kısa süreli hedefleri olan siteler içindir; çünkü fark edilirse cezalandırılır site.

Content: İçeriğin düzgün ve bir bütün olması bağlamında kullanılır. Seo açısından önemlidir.

seo ile ilgili görsel sonucu


Dynamic Content: Dinamik ve değişken içerik olarak kullanılmakta olup php ve asp en iyi örneklerindendir.

Duplicate Content: Bir başka sitedeki içeriği copy-paste yapıp kendi sitenize eklemenizi ifade eder.
Seo açısından olumsuz olarak değerlendirilir.

Cookie: Siteler tarafından ziyaretçilerin cihazlarına bırakılan bir text dosyasıdır. Kullanıcı sitenizi tekarardan ziyaret ettiğinde site kullanıcıları bu textten tanır.

Crawler: Ara motoru botu için kullanılan isimdir.

SEO-3 (Terimler)

SEO-3 (Terimler)

Terimler

Broken Link: Hatalı açılan veya açılamayan link olarak belirtilir. Değişen link yapılarından dolayı eski linklere Broken Link adı verilir ve SEO'yu olumsuz etkiler.

Meta Tag: Site hakkında temel bilgilendirici bilgileri veren etiketlerdir. Anahtar kelimeler, yazarlar ve yazılımı gibi metalar seo'yu etkilemektedir. Doğru kullanmak gereklidir.

Decription Meta Tag: Sitenizin konusu ve neler içerdiği hakkında açıklama yaptığınız kısımdır. Anahtar kelimeler kullanarak en kısa ve yalın olarak anlatılmalıdır. 260 karakteri aşmamalıdır.

Keywords Meta Tag: Hedef kelimelerin belirlenmesini ifade eder. Hedef kelimeler site içeriği ile alakadar olmalıdır. Tabi bu etiketlerin kötüye kullanımı sebebiyle SEO'ya olan etkisi çok azdır artık. Doğrudan bir etkisi yoktur.

Keywords: Anahtar kelimelerdir. Web siteniz ne hakkında ise anahtar kelimeler ona göre belirlenmelidir.
seo ile ilgili görsel sonucu

Keywword Denstiy: Anahtar kelimelerin ne yoğunlukla kullanıldığını ifade etmektedir. Sayfa başlarında daha ağırlıklı olmak üzere %25, içerikte ise %5 civarında olmalıdır.

Filtre: Bir Google cezası olarak bilinir, etik kurallara uymayan siteleri tespit edip o siteleri arka plana atmayı belirtir.

Sandbox: Google ceza türünün en büyüğüdür. Dürüstlüğe önem verir Google.

İndex: Arama motorlarında sitenizin dizinlerinin yüklenmesini belirtir.

seo ile ilgili görsel sonucu

Google Dalgalanması:  Ya da Google Dans olarak da ifade edilir. Gelen gücellemeler ile beraber web sitelerin sıralamasının değişmesidir.

Link Değişimi: Başka bir siteyle karşılıklı olarak link paylaşmayı belirtir. Bu Seo için olumludur ancak Google tarafından fark edilme ihtimali vardır. Bundan kurtulmak için çapraz link paylaşımı yapmak mantıklı bir davranıştır.

Alt Tag: Arama motorları resimleri göremez ve ilişkilendiremez. Bundan dolayı resimleri açıklayıcı tagler kullanmalıyız. Bu Seo'ya etki etmektedir.

Hidden Text: Metinler içine yoğun miktarda anahtar kelime yerleştirmektir. Bu fark edilirse cezalandırılabilirsiniz.




SEO-2(Terimler)

SEO-2(Terimler)

SEO TERİMLERİ

İlk yazımı okumadıysanız bunu tıklayarak okuyabilirsiniz. Okuduysanız eğer yavaş yavaş ısınma hareketleri yapmaya başlayalım. Konu SEO olunca bilinmesi gereken bazı kavramlar vardır. Bunları bilmek mühimdir. Aslında konu ne olursa olsun kavramlara hakim olabilmek gerekmektedir. Altı dolu kavramlarla düşünmek, felsefe yapmak daha kolaydır. Yoksa Ocham amca size çok kızar. Elinde ustura var benden söylemesi.

On Page SEO: Site içi SEO çalışmasıdır. Web sitesinin tasarımı, görselleri veya kod yapısını temel alan çalışmalardır.

Off Page SEO: Site dışı Seo çalışmasını belirtir. Sosyal Medyada yapılan paylaşımları bunu örnek olarak gösterebiliriz.
Google Caffeine: Google'nin en son algoritmasıdır.

Pagerank: Bir site puanlama sistemidir. Fakat Yeni algoritma ile artık pek bir önemi kalmadı.

Trustrabk: Google'nin bir başka puanlama sistemidir. Web sitelerin sıralanmasında önemlidir.

Webmaster: Site yöneticileri

Domain: www.domain.com

Link Farm: Onlarca linkin paylaşıldığı sayfalardır. SEO için pozitif olduğu düşünülür ;fakat öyle değildir.

İnbound Links: Bir sitelerden bir başka siteye yönlendirme yapmayı ifade eder.

Backlink: Aynı site içerisinde başka bir sayfaya bağlantı vermek.
seo ile ilgili görsel sonucu

Outbound Links: Link çıkışı olarak ifade edilir. Sitenizden başka bir siteye vermiş olduğunuz linkler ve kaliteleri SEO açısından önemlidir.

Pay-Per-Click: İnternette verilen tıklama başı ödemeyi ifade eder. Her tıklama için bir miktar ödeme yapılmaktadır.

Spam: Arama motorlarını aldatmaya yönelik davranışlar sergileyip önde çıkmaya çalışırsanız ve arama motorları bunu fark ederse siteniz muhtemelen arka planlara gönderilir ya da silinir. Etik kurallara uymak gerekmektedir.

Spider: Arama motoru botları için kullanılır. Bu botlar belirli periyotlarla sitenizi ziyaret edip raporlar oluşturur.

Hit: Ziyaret sayısıdır.


SEO -1

SEO hakkında bir dizi içerik yazmak ve size SEO'nun ne olduğunu anlatmak istiyorum. SEO (Search Engine Optimization) yani Türkçesi ile arama motoru optimizasyonu, arama motorlarında (Google,Yandex vb) üst sıralarda listelenmesini ifade eder.

SEO'yu kimler öğrenmelidir?
Bilgi herkese açıktır; fakat özellikle idari ve iktisadi birimlerde eğitime devam eden ya da "dijitalleşme giderek önemli olmakla, bir şeyler yapmalı" diyen arkadaşlar bu yazacağım seriyi takip edebilirler. Bilakis pazarlamaya göz kırpanlara öneririm. Diğer okuyucular için sıkıcı olabilir ya da anlaşılması olabilir. Zordan kastım ilgi alanı dışınızda olmasından dolayıdır, yoksa herkes öğrenebilir.  Kaynak olarak seohocasını göstermekte fayda buluyorum. Uzmanları takip etmeye çalışıyorum. 




Örneğin sağda görüldüğü gibi Google'de Dünya Tarihi yazdınız ve web siteler sıralamaya başladı, peki bu sıralamalar rastgele olarak mı olmaktadır. Tabi ki Hayır! Google belirli bir algoritma ile bu web siteleri aranan kelimelere göre sıralamaktadır. Böylelikle bize en iyi sonuçları vermektedir. İşte SEO bu sıralamada ilk sırada olmayı hedeflemektir. Çünkü çoğu kişi ilk sıradaki siteyi tıklamaktadır. Bu da satışları etkilemektedir.












Genel olarak SEO derken neyi ifade ettiklerini belirttim, zihninizde şekillenmiştir bir şeyler. Biraz uzun olabilir SEO eğitim süreci, tam olarak ne kadar sürer bilemiyorum ama tahminen 30 bölümde bitiririm. SEO'dan sonra ise SEM hakkında sizinle bir şeyler paylaşmak istiyorum. 

Vesselam...