Derdim Bana Derman imiş


Kendini arayanların ve hiç soru sormamışların toplamıdır hayat. Bedenine giren bir garip canı anlamaya çalışan ile sadece yaşayanların arasındaki fark ölü ile diri arasındaki fark kadar keskindir.

Niyazi Mısri'nin şu kısacık ve bir o kadar derin olan mısrası bazıları için ariflik göstergesidir.

Derman arardım derdime
Derdim bana derman imiş
Bürhan arardım aslıma
Aslım bana bürhan imiş

Ödev ve Ahlak

Ahlakın temeli nedir? Birey neden ahlaklı olmak zorundadır? Ahlaklı olup olmadığını nasıl anlayabilirsiniz? Bu sorular uzadıya gidebilir.

Ahlak anlayışı genellikle benzerdir toplumlarda. Kural koyucu ve koşulsuz itimat edilmesi gerekir. Bu normatif ve caydırıcı perspektifin lehte ve aleyhte sonuçları olabilir. Örneğin: ?? (Aklıma örnek gelmedi, siz bulursunuz)

Kant'ın ödev ahlakı da bir davranışın ahlaklı olması için akla dayanması ve duygulardan arındırılmış olması gerekmektedir. Yani sırf birine acıdığınız için birine yardım ederseniz bu ahlâkî bir davranış olmaz. Bir ödev bilinciyle hareket etmeliyiz ve aklımızla o kişiye yardımcı olmalıyız.

Ödev ahlakı da kesinlikle yalana yer yoktur. Birinin hayatını kurtaracak olsa bile yalan söz söylemek ahlaksızlıktır. Çünkü Kant evrensel bir ahlak anlayışının peşindedir. Herkes pembe yalanlara ihtiyaç duyarsa dünyanın hali nice olur.


Ben, Spinoza ve Determinizm

Düşünün biraz elinizde bir kalem var ve kalemi biraz kuvvet uygulayarak aşağıdan yukarı doğru atıyorsunuz. Kalem elinizden tekrar geri dönmek üzere havalanıyor. Havalanırken nasıl oldu da bir kalem olduğunu ya da nasıl havalandığını hiç düşünmez. Öylece havalanır. Etrafı kolaçan eder ve optimum yüksekliğe erişir. Artık en yukarıdadir kalem. Herşeyi elde etmiştir, herkese ve herşeye karşı kibir doludur. Tepeden bakmayı öğrenmiş ve hep öyle olacakmış gibi zan eder.

Fakat o da ne! Yavaş yavaş aşağıya iniyormuş gibi hisseder. İlk etapta bir yanılgıymıs gibi düşünür. Aksini düşünmek dahi istemez. Ne yazıktır ki yükseldiği gibi alcalmaya başlıyor. İnme aşaması daha hızlıymış gibi histtemeye başladı ve ebedi yokluğa doğru indiğini anladı. Ahlar, vahlar çare olmadı. Pişmanlıkları geldi aklına. Niezthce'nin dediği gibi "pişmanlık bir köpeğin taşı ısırması gibidir"

Ve kalem bir taş ısırdı (ısırtırıldı) ardından elize geri geldi. Bu yükselme ve alçalma kimine göre 50 yıl kimine 80 yıl gibi gelir. Bazılarının katında ise 50 bin yıl gibidir.


Anlamın Anlamı

Anlamın Anlamı


İnsan var olduğu sürece hep bir anlam aramıştır. Kim olduğunu ve nasıl var olduğunu sorgulamlamıştır.

Bu anlam arayışında büyük medeniyetler inşaa etmiş ve kutsal atıflarda bulunmuştur. Kimisi kendisini bilime, kimisi sanatta, sevdaya, kimisi devrime, kimisi hiçliğe kimiside ahirete adamıştır varlığını.

Kuramcı olan Ogden ve Richards anlamın anlamını sorguluyor ve anlamın bir anlamı var mı diyorlar. Anlamın aslında ne olduğunu bilmek istiyorlar.

*Anlam içsel bir özelliktir
*Anlam özdür
*Anlam herhangi bir şeyin yarattığı duygudur.
*Anlam, herhangi bir şeyin satır arasındaki yeridir.
*Anlam simgeyi kullamanın gerçekte belirttiği şeydir.
*Bir simgeyi kullamanın belirtmek zorunda olduğu şeydir.
       ........

Nietzsche göre ise de insanların sadece iki temel problemi vardır. Anlam ve adalet. Anlamı bulmak için sanatı  icat ettik. Adalet içinse hukuk kuralları koyduk; Lakin insanlık ne anlam kazandı, ne de adaletle erişebildi.

Dünya'nın Sonu: Armageddon Savaşı

Bir çok inançta bir gün mutlaka Dünya'nın, yaşamın sonu olacağı inanci vardır. Her inanç kendi perspektif  ile açıklamıştır bunu, bir son ve kiyamet olacağı için aşağı yukarı hepsi bir birine benziyor.






Armageddon Tevrat ve İncil de bahsedilen onlarca hikayelerden bir tanesidir. Bu hikayeye göre, Tanrı onlarca kez elçiler göndermesine, öğütlerde bulunmasına rağmen arlanmaz insanlar, oralı olmuyorlar. Kibirlerine, hırslarına yenik düşüyorlar ve Dünya'ya kötülük getiriyorlar. Hikayeye göre Deccal denilen bir mahluk ortaya çıkıp binlerce, milyonlarca insanı arkasına takıp kötülük yapacak herkese. Bunu gören Tanrı çok hüzünlenip ve hiddetlenecektir. Çözüm olarak Mesih'i Dünyaya gönderecektir. Meleklerden oluşan binlerce kişilik ordu ile yeryüzüne inecek ve Deccal ile savaşacak.

Mesih'in amacı iyilik, Decallin ise kötülüktür. Arkasına melekleri de alan Mesih Deccali yok eder. Bu fansattik savaşın adı Armageddon savaşıdır.

Mesih yeryüzünde tanrının krallığını kurar ve bütün insanlar kısa bir süre mutlu yaşar. Ardından müthiş bir uğultu ile kıyamet kopar ve herkes ölür. Yeniden dirilmeyle beraber herkes maşherde Tanrı'nın huzurunda divan duracak, defterler açılacak iyiler cennetin, kötüler ise haşlanmanın tadını çikaracak....

Kırık Camlar Teorisi



Kırık camlar teorisi (Broken Windows Theory), bir suç psikoloğu olan Zimbardo tarafından yazılan, kentsel düzenin sağlanması ve anti-sosyal davranışların nasıl minimize edilmesi gerektiğini anlatan bilimsel çalışmadır. 















İlginç ve haklılık payı olan bir çalışma doğrusu. Okurken Foucault ve Nizamülmülk'den de bazı yaklaşımlar da aklımda canlandı. Biraz da oraya kayarız.

Kırık camlar teorisinin iddiası şöyle; bir-iki camı kırk bir ev düşünün, bu evin camları kırık olduğu için insanlar belirli bir zaman sonra o evin sahipsiz olduğunu düşünmeye başlayacak ve bir taş alıp da cam kırarsa kendisine bir zarar gelmeyeceğini düşünür ve yerden bir taş alıp camı kırar, onun taş attığını gören insanlarda taş alıp camlara atmaya başlar,  zamanla  bütün camları kırarlar. Bu ev giderek harabeye dönmeye başlayacak ve madde bağımlı insanların meskeni olacaktır. Böylelikle sosyal düzen bozulacak ve kimse kurallara saygı göstermeyecektir.

Bu evi toplum olarak düşünün, toplumun böyle kırık camları olduğunda onarılmaz ve kırık cam sayısını artırmak isteyenlere müdahale etmezse asayiş berkemal olamayacaktır doğal olarak.















Bir başka örnek olarak daha önce çöp atılmayan bir noktaya  araştırmacılar  tarafından çöp atılmaya başlanmış; kısa süre sonra insanlar bu durumu kanıksamış ve çöplerini normalde oraya atmayan insanlar tarafından çöp bırakılmış.

Böyle bir davranış sergilememizin asıl nedeni bize hoop! ne yapıyorsun diyen kimse olmaması ve davranışın toplumda legalmış gibi ifa edilmesidir. Kırıl camlar teorisinden yola çıkarak Nazilerin Yahudi katliamı da açıklayabiliriz belki, bir Yahudiyi kırk cam gibi düşünürsek daha açıklayıcı olabilir.  Bir Alman yerden taş alıp bir yahudiye şaka yaşarmışcasına atar ve şaka yaptım canım! der. Sonra bir taş daha alıp daha sert atar ve adamın kafasını kırar ve bu davranışından dolayı herhangi bir yaptırım uygulanmaz ve ceza almaz. Bunu gören toplum aaa! demek ki bir yahudinin kafasını kırmak suç değil der ve bunu herkes yapmaya başlar ve insan kıyımı başlar.

Ya da savaş esnasında askerlerin ahlaksız davranışlar sergilemesinde hiç bir kaygı taşımaması gibi. Düşmanın kadınları ve malları size ananızın ak sütü günü helaldir. Erkek çocukları alıp asker, kadınlarını cariye ya da genelev işçisi yapmanızda hiç bir sakınca yoktur. Sebebi ise camı kırık olan evdir.

Foucault ve Nizamülmülk'e de sonra değiniriz artık 300 sözcükten sonrası okunmuyor malum. Boşa gitmesin caanım bilgiler. Görüşmek üzere....

Ahmed Arif: Ya Herro Ya Merro

Ahmed Arif 33 kurşun şiirini yazdıktan sonra hayatı değişir. Tabi tahmin edebileceğiniz üzerine olumlu bir değişim olmamıştır bu, artık  o da potansiyel bir vatan hanidir. Bir- iki defa tutuklanır ve çok ağır işkencelerden geçirilir.



Son tutuklandığında ve askerler tarafından hücresine götürüldüğünde bir bakmış duvarda "to be or not be" yazıyor. Bunu 19 dilde yazmışlar alt alta nizami olarak. Arif kendi kendine "buraya birde Türkçesini eklemek gerekiyor" demiş ve 19 tane alt alta yazılan to be or not to be'nin altına bir toplama sembolü çizmiş ve Ya Herro Ya Merro yazmış.
Ahmet Arif- 33 Kurşun

Ahmet Arif- 33 Kurşun


   Bu dağ Mengene dağıdır
   Tanyeri atanda Van'da 
   Bu dağ Nemrut yavrusudur 
   Tanyeri atanda Nemruda karşı 
   Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur     
   Bir yanın seccade Acem mülküdür 
   Doruklarda buzulların salkımı
   Firari guvercinler su başlarında 
   Ve karaca sürüsü, 
   Keklik takımı...
   
   Yiğitlik inkar gelinmez 
   Tek'e - tek döğüşte yenilmediler 
   Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
   Gel haberi nerden verek 
   Turna sürüsü değil bu 
   Gökte yıldız burcu değil 
   Otuzüç kurşunlu yürek 
   Otuzuç kan pınarı 
   Akmaz, 
   Göl olmuş bu dağda... 

   Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı 
   Sırtı alaçakır 
   Karnı sütbeyaz
   Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı 
   Yüreği ağzında öyle zavallı 
   Tövbeye getirir insanı 
   Tenhaydı, tenhaydı vakitler 
   Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı
   
   Baktı otuzüçten biri 
   Karnında açlığın ağır boşluğu 
   Saç, sakal bir karış 
   Yakasında bit, 
   Baktı kolları vurulu, 
   Cehennem yürekli bir yiğit, 
   Bir garip tavşana, 
   Bir gerilere. 

   Düştü nazlı filintası aklına, 
   Yastığı altında küsmüş, 
   Düştü, Harran ovasından getirdiği tay 
   Perçemi mavi boncuklu, 
   Alnında akıtma 
   Üç topuğu ak, 
   Eşkini hovarda, kıvrak, 
   Doru, seglavi kısrağı. 
   Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

   Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı, 
   Böyle arkasında bir soğuk namlu 
   Bulunmayaydı, 
   Sığınabilirdi yüceltilere... 
   Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,      
   Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı, 
   Yanan cıgaranın külünü, 
   Güneşlerde çatal kıvılcımlanan 
   Engereğin dilini, 
   İlk atımda uçuran 
   Usta elleri... 

   Bu gözler, bir kere bile faka basmadı 
   Çığ bekleyen boğazların kıyametini 
   Karlı, yumuşacık hıyanetini 
   Uçurumların, 
   Önceden bilen gözleri... 
   Çaresiz
   Vurulacaktı, 
   Buyruk kesindi, 
   Gayrı gözlerini kör sürüngenler 
   Yüreğini leş kuşları yesindi...

   Vurulmuşum 
   Dağların kuytuluk bir boğazında 
   Vakitlerden bir sabah namazında 
   Yatarım         
   Kanlı, upuzun... 

   Vurulmuşum 
   Düşüm, gecelerden kara 
   Bir hayra yoranım çıkmaz 
   Canım alırlar ecelsiz 
   Sığdıramam kitaplara 
   Şifre buyurmuş bir paşa 
   Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız 

   Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki... 
   Ölüm buyruğunu uyguladılar, 
   Mavi dağ dumanını 
   ve uyur-uyanık seher yelini 
   Kanlara buladılar. 
   Sonra oracıkta tüfek çattılar 
   Koynumuzu usul-usul yoklayıp 
   Aradılar. 
   Didik-didik ettiler 
   Kirmanşah dokuması al kuşağımı 
   Tespihimi, tabakamı alıp gittiler 
   Hepsi de armağandı Acemelinden... 

   Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız 
   Karşıyaka köyleri, obalarıyla 
   Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, 
   Komşuyuz yaka yakaya 
   Birbirine karışır tavuklarımız 
   Bilmezlikten değil, 
   Fıkaralıktan 
   Pasaporta ısınmamış içimiz 
   Budur katlimize sebep suçumuz, 
   Gayrı eşkiyaya çıkar adımız 
   Kaçakçıya 
   Soyguncuya 
   Hayına... 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki... 

  
 
   Vurun ulan, 
   Vurun, 
   Ben kolay ölmem. 
   Ocakta küllenmiş közüm, 
   Karnımda sözüm var 
   Haldan bilene. 
   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
   Üç de kardaşını 
   Üç nazlı selvi, 
   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
   Kirve, hısım, dağların çocukları 
   Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

   Bıyıkları yeni terlemiş daha 
   Benim küçük dayım Nazif 
   Yakışıklı, 
   Hafif,    
   İyi süvari 
   Vurun kardaş demiş
   Namus günüdür 
   Ve şaha kaldırmış atını. 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki...  


                                                         

33 Kurşun

Unutturulmak istendi belki ama olmadı bir utanç olarak tarihe geçti ve bu bloga konu oldu. Olmasaydı keşke denilen ne çok hadise varmış meğer. Bunlardan biride budur: 33 kurşun.

Sınır ötesine izin almadan çıkmış bir kaç gariban köylü, topraklarını ya da akrabalarını ziyaret için gitmişler. Ne işi var bunların sınır ötesinde ikide bir demiş biri. Otursunlar oturduğu yerde. Sınırlar harita üzerindedir, teoriktir bu kural oralarda; çünkü sınırın hemen ötesinde adamın tarlası, işi, aşı var. Bırakamaz orada öyle kimsesiz. Akrabaları var hemen karşı köyde; kilometrelerce öteden bir sınır çizmekle, pasaport sormakla olmuyor. Neyse konumuza dönelim. Kaçakçı denilmiş bunlara. Derhal tutuklasınlar emri gelmiş uzak yerlerden.



40 kişi gözaltına alındı ve bir miktar hışlandıktan sonra salı verindiler. Lakin canı kan isteyen bir adam var - adını yazmayacağım, çok mühim değil. Kötü bir insan çünkü.- "Nasıl serbest bırakırsınız siz bu vatan hainlerini, bunlar bizim askerlerimizin konuşunu düşmanlara bildirmektedir. Onlar en ağır cezaya çarptırılmalıdır. "



Van'da bir komisyon toplanır ve bu güzel insanlar çareyi bu 33 köylüyü öldürmede bulur ve "devlet için babamı dahi asarım" demiş "sakın ha!  kimse itiraz etmesin" demiş önceden, konuşanları kırbaçlamakla tehdit etmiş, susmuş böylece iyi yürekli insanlar.



Tarih 30 Temmuz 1943 Cuma, sabaha karşı iki müfreze tarafından elleri kolları sımsıkı bağlandı, öfke ile düğümler atıldı, atıldı. Gözleri sıvandı resmen. Cepleri, boyun cüzdanları didiklendi, işe yarar ne varsa aldılar; para, tespih, cüzdan, tütün...  İşaret silahını kaldırdı havaya ve bir an düşündü, bir an parmağı tetikte titrer gibi oldu lakin şeytana kandı ve işareti verdi. Saniyeler içinde yüzlerce mermi çıktı namlulardan, 33 insan patır patır yere düştü. Sıktılar, sıktılar, sıktılar. Sonra aradan zaman geçti ve  33 insanın ölüm emrini veren adamın ismi o insanların yaşadığı beldenin kışlasına verildi. Öfke ve nefret ekmek istense böyle yapılır galiba.



   33 Kurşun Şiiri/ Ahmed Arif


   Vurun ulan, 
   Vurun, 
   Ben kolay ölmem. 
   Ocakta küllenmiş közüm, 
   Karnımda sözüm var 
   Haldan bilene. 
   Babam gözlerini verdi Urfa önünde 
   Üç de kardaşını 
   Üç nazlı selvi, 
   Ömrüne doymamış üç dağ parçası. 
   Burçlardan, tepelerden, minarelerden 
   Kirve, hısım, dağların çocukları 
   Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

   Bıyıkları yeni terlemiş daha 
   Benim küçük dayım Nazif 
   Yakışıklı, 
   Hafif,    
   İyi süvari 
   Vurun kardaş demiş
   Namus günüdür 
   Ve şaha kaldırmış atını. 

   Kirvem hallarımı aynı böyle yaz 
   Rivayet sanılır belki 
   Gül memeler değil 
   Domdom kurşunu 
   Paramparça ağzımdaki...  

(şiirin tamamı için tıklayınız)




Bonus--Cem Karaca 33 Kuşun



  

                                                       

Bilim için ölen kadın: Marie Curie

Marie Curie (1867-1934) yılları arasında nefes alan Polonyalı kimyager ve fizikçi bir bilim insanıdır. Genellikle radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalar ile tanınmış ve radyolojinin kurucusudur.

Varşovada yaşadığı ve eğitimine devam ettiği süre diliminde şehir Rus tahakkümü altında idi ve dönem şartları gereği kadınların üniversite eğitimi alması ve uygulamalı bilimlerde eğitim görmesi mümkün değildi. Tabi bu Marie'ye söker mi! Yaz tatilinde biraz para toplayıp hicret ediyor Varşova'dan. Ailesinin ekonomik ve sosyal statüleri fena değil saygı gören, kültürlü insanlar. Bir çatı katında kalarak hayatının en zor ve anımsadığında "vay be ne günlerdi" dediği günleri yaşıyordu.  1.5 yılda fizik diploması aldıktan sonra tekrar 1.5 yıllık zaman diliminde matematik diploması alıyor.











1903'de Nobel fizik ödülü ve 1911'de nobel kimya ödülünü almıştır. Bu ödülü iki defa alan ilk bilim insanı olmuştur ve bu unvana sahip tek kadın bilim insanı devam etmektedir. Yaptığı çalışmalar ile bir elementin başka bir elemente dönüşebileceğini  ispatladı ve simyacıların mezarında derin ohh çekmesini sağladı. Tabi şuna da değinmeden geçemeyeceğim.  bu kadar başarı maraz doğurmuş. Tamamı erkeklerden oluşan Fransız Bilimler Akademisinden oy birliğiyle uzaklaştırılıyor. Tabi tahmin edilebileceği üzerine namusuna da dil uzatmışlar. Özelikle eşini at arabası çarpmasından dolayı kaybetmesi onu etkilemiş ve zaman zaman buhranlar yaşamıştır. "Fark etmez tek başıma da devam ederim" demiş ve Paris Üniversitesinde Radyum enstitüsünü kurmuş ve yönetmiştir.



O zamanlar radyasyonun sağlığa bu denli zararlı olduğu bilinmiyordu ve Marei'nin temel çalışma alanı radyasyondu. Zaman içinde kemirmişti canını, sinmişti tüm hücrelerine, zayıf düştü sonunda canı. Kan kanseri tanısı konuldu, uzaklardan umut dolu bir haber gelmiş gibi gülümsedi ve inat ile çalışmaya devam etti. Mesleğinin canını çürütmesinden dolayı "bilim için ölen kadın" unvanı verilmiştir. Ne kadar çok çalıştığını vurgulamak için şunu belirteyim: not defteri ve kişisel eşyaları o kadar fazla radyasyona maruz kalmıştır ki direk temasa yasaklanmış ve kurşun kaplı bölmelerde sergilenmektedir.


Nazım Hikmet'ten bir anektod

Nazım ve saz arkadaşları Bursa ceza evinde cezalarının tadını çıkarırken ceza evini teftişe gelen dönemin adalet bakanı Nazım Hikmet burada kalıyormuş çağırında bakalım kimdir, necidir, boyunu postunu görelim demiş. Gardiyan avluya gidip Nazım'a seslenmiş ve adalet bakanı sizinle görüşmek istiyor demiş.

Nazım müdürün odasına gidip adalet bakının huzuruna gitmiş. Bakan kapının açılmasıyla beraber Nazımı tepeden tırnağa süzmüş ve nazım sen misin?  derken bile küçümseyici bir sen sonu kullanmış. Nazım kendinden sonra derece emin durarak benim demiş.


Bakan, sen Ömer Hayayım'ı bilir misin sorusuna Hayyam'ı kim bilmez cevabını verir. Ardından Nazım müsadeniz ile ben de size bir sual sorayım dedi. Nazım Hayyam döneminde hükümdarım olduğunu bilir misiniz sorusuna bakan afallamış ve cevap verememiş. İşte böyle bakanım koskoca hükümdarlar unutulur ama hayyamlar unutulmaz. Adalet bakanları unutulur ama Nazımlar unutulmaz.
SEO-4 (Terimler)

SEO-4 (Terimler)

Dofollow: Link yapısına dahil edebileceğimiz bir formattır. Dofollow linklerin pagerank hesaplanmasına dahil olmasını sağlar.  Nofollow olmayan link dofollowdur.

Nofollow: Linklerin pagerank algoritmasına katılmasını engellemek için yapılır.

Cloaking: siteye gelen ziyaretçilerin gerçek kişi mi yoksa bot mu olduğunu anladıktan sonra botlar için özel bir yol çizmektir. Etik olmamakla beraber kısa süreli hedefleri olan siteler içindir; çünkü fark edilirse cezalandırılır site.

Content: İçeriğin düzgün ve bir bütün olması bağlamında kullanılır. Seo açısından önemlidir.

seo ile ilgili görsel sonucu


Dynamic Content: Dinamik ve değişken içerik olarak kullanılmakta olup php ve asp en iyi örneklerindendir.

Duplicate Content: Bir başka sitedeki içeriği copy-paste yapıp kendi sitenize eklemenizi ifade eder.
Seo açısından olumsuz olarak değerlendirilir.

Cookie: Siteler tarafından ziyaretçilerin cihazlarına bırakılan bir text dosyasıdır. Kullanıcı sitenizi tekarardan ziyaret ettiğinde site kullanıcıları bu textten tanır.

Crawler: Ara motoru botu için kullanılan isimdir.

SEO-3 (Terimler)

SEO-3 (Terimler)

Terimler

Broken Link: Hatalı açılan veya açılamayan link olarak belirtilir. Değişen link yapılarından dolayı eski linklere Broken Link adı verilir ve SEO'yu olumsuz etkiler.

Meta Tag: Site hakkında temel bilgilendirici bilgileri veren etiketlerdir. Anahtar kelimeler, yazarlar ve yazılımı gibi metalar seo'yu etkilemektedir. Doğru kullanmak gereklidir.

Decription Meta Tag: Sitenizin konusu ve neler içerdiği hakkında açıklama yaptığınız kısımdır. Anahtar kelimeler kullanarak en kısa ve yalın olarak anlatılmalıdır. 260 karakteri aşmamalıdır.

Keywords Meta Tag: Hedef kelimelerin belirlenmesini ifade eder. Hedef kelimeler site içeriği ile alakadar olmalıdır. Tabi bu etiketlerin kötüye kullanımı sebebiyle SEO'ya olan etkisi çok azdır artık. Doğrudan bir etkisi yoktur.

Keywords: Anahtar kelimelerdir. Web siteniz ne hakkında ise anahtar kelimeler ona göre belirlenmelidir.
seo ile ilgili görsel sonucu

Keywword Denstiy: Anahtar kelimelerin ne yoğunlukla kullanıldığını ifade etmektedir. Sayfa başlarında daha ağırlıklı olmak üzere %25, içerikte ise %5 civarında olmalıdır.

Filtre: Bir Google cezası olarak bilinir, etik kurallara uymayan siteleri tespit edip o siteleri arka plana atmayı belirtir.

Sandbox: Google ceza türünün en büyüğüdür. Dürüstlüğe önem verir Google.

İndex: Arama motorlarında sitenizin dizinlerinin yüklenmesini belirtir.

seo ile ilgili görsel sonucu

Google Dalgalanması:  Ya da Google Dans olarak da ifade edilir. Gelen gücellemeler ile beraber web sitelerin sıralamasının değişmesidir.

Link Değişimi: Başka bir siteyle karşılıklı olarak link paylaşmayı belirtir. Bu Seo için olumludur ancak Google tarafından fark edilme ihtimali vardır. Bundan kurtulmak için çapraz link paylaşımı yapmak mantıklı bir davranıştır.

Alt Tag: Arama motorları resimleri göremez ve ilişkilendiremez. Bundan dolayı resimleri açıklayıcı tagler kullanmalıyız. Bu Seo'ya etki etmektedir.

Hidden Text: Metinler içine yoğun miktarda anahtar kelime yerleştirmektir. Bu fark edilirse cezalandırılabilirsiniz.




SEO-2(Terimler)

SEO-2(Terimler)

SEO TERİMLERİ

İlk yazımı okumadıysanız bunu tıklayarak okuyabilirsiniz. Okuduysanız eğer yavaş yavaş ısınma hareketleri yapmaya başlayalım. Konu SEO olunca bilinmesi gereken bazı kavramlar vardır. Bunları bilmek mühimdir. Aslında konu ne olursa olsun kavramlara hakim olabilmek gerekmektedir. Altı dolu kavramlarla düşünmek, felsefe yapmak daha kolaydır. Yoksa Ocham amca size çok kızar. Elinde ustura var benden söylemesi.

On Page SEO: Site içi SEO çalışmasıdır. Web sitesinin tasarımı, görselleri veya kod yapısını temel alan çalışmalardır.

Off Page SEO: Site dışı Seo çalışmasını belirtir. Sosyal Medyada yapılan paylaşımları bunu örnek olarak gösterebiliriz.
Google Caffeine: Google'nin en son algoritmasıdır.

Pagerank: Bir site puanlama sistemidir. Fakat Yeni algoritma ile artık pek bir önemi kalmadı.

Trustrabk: Google'nin bir başka puanlama sistemidir. Web sitelerin sıralanmasında önemlidir.

Webmaster: Site yöneticileri

Domain: www.domain.com

Link Farm: Onlarca linkin paylaşıldığı sayfalardır. SEO için pozitif olduğu düşünülür ;fakat öyle değildir.

İnbound Links: Bir sitelerden bir başka siteye yönlendirme yapmayı ifade eder.

Backlink: Aynı site içerisinde başka bir sayfaya bağlantı vermek.
seo ile ilgili görsel sonucu

Outbound Links: Link çıkışı olarak ifade edilir. Sitenizden başka bir siteye vermiş olduğunuz linkler ve kaliteleri SEO açısından önemlidir.

Pay-Per-Click: İnternette verilen tıklama başı ödemeyi ifade eder. Her tıklama için bir miktar ödeme yapılmaktadır.

Spam: Arama motorlarını aldatmaya yönelik davranışlar sergileyip önde çıkmaya çalışırsanız ve arama motorları bunu fark ederse siteniz muhtemelen arka planlara gönderilir ya da silinir. Etik kurallara uymak gerekmektedir.

Spider: Arama motoru botları için kullanılır. Bu botlar belirli periyotlarla sitenizi ziyaret edip raporlar oluşturur.

Hit: Ziyaret sayısıdır.


SEO -1

SEO hakkında bir dizi içerik yazmak ve size SEO'nun ne olduğunu anlatmak istiyorum. SEO (Search Engine Optimization) yani Türkçesi ile arama motoru optimizasyonu, arama motorlarında (Google,Yandex vb) üst sıralarda listelenmesini ifade eder.

SEO'yu kimler öğrenmelidir?
Bilgi herkese açıktır; fakat özellikle idari ve iktisadi birimlerde eğitime devam eden ya da "dijitalleşme giderek önemli olmakla, bir şeyler yapmalı" diyen arkadaşlar bu yazacağım seriyi takip edebilirler. Bilakis pazarlamaya göz kırpanlara öneririm. Diğer okuyucular için sıkıcı olabilir ya da anlaşılması olabilir. Zordan kastım ilgi alanı dışınızda olmasından dolayıdır, yoksa herkes öğrenebilir.  Kaynak olarak seohocasını göstermekte fayda buluyorum. Uzmanları takip etmeye çalışıyorum. 




Örneğin sağda görüldüğü gibi Google'de Dünya Tarihi yazdınız ve web siteler sıralamaya başladı, peki bu sıralamalar rastgele olarak mı olmaktadır. Tabi ki Hayır! Google belirli bir algoritma ile bu web siteleri aranan kelimelere göre sıralamaktadır. Böylelikle bize en iyi sonuçları vermektedir. İşte SEO bu sıralamada ilk sırada olmayı hedeflemektir. Çünkü çoğu kişi ilk sıradaki siteyi tıklamaktadır. Bu da satışları etkilemektedir.












Genel olarak SEO derken neyi ifade ettiklerini belirttim, zihninizde şekillenmiştir bir şeyler. Biraz uzun olabilir SEO eğitim süreci, tam olarak ne kadar sürer bilemiyorum ama tahminen 30 bölümde bitiririm. SEO'dan sonra ise SEM hakkında sizinle bir şeyler paylaşmak istiyorum. 

Vesselam...







"Çanak" Kitap Severler

Dikkat ediyorum da herkes çanak kitaplar okuyor. Nedir çanak kitap? Kendi düşünce tarzını destekleyen kitap, gazete veya dergileri takip etmek olarak ifade edebiliriz. Kişi komünist ise sadece bu tarz kitaplar okuyor ya da kemalist ise Sözcü gazetesi okuyor.




















Ben genelde beni rahatsız eden kitapları seviyorum, kitap boyunca benimle kavga eden, beynime nifak tohumu atan ve argümanlarla bunu destekleyen kitapları ve yazıları severim. Bu okuma insana farklı boyutlar kazandırıyor. Kürtsen Alparslan Türkeş'in kitabını oku,  Türk milliyetcisisen Apo'yu oku. Mustafa Kemali oku. Müslümansan evrim teorisini oku. Hiçbirine inanmak zorunda değiliz. Ama en azından okursak bir tartışma esnasında karşı tarafın düşünce tarzını bilir ve daha sağlıklı fikir alışverişi yaparız. Kemalistler Allah'sızdır, Kürtler haindir, dindarlar yobazdır, Ermeniler gavurdur, ateistler hastadır vs. vs. bu örnekleri çoğaltabiliriz.

 Bir tartışma esnasında yenileceğini anlayıp duygusallıkla ya da kızgınlıkla kurtulmaya çalışacağımıza karşı argümanları öğrenip neden yanlış olduğunu yeni argümanlarla açıklayabiliriz.

Vesselam...

Kader, Zeka ve Metrobüs üzerine

Kader, Zeka ve Metrobüs Üzerine

metrobüs ile ilgili görsel sonucu

"Toplu taşıtlarda nasıl oturabiliriz üzerine" bir iki ip ucu vermeyi düşündüm. Kader ve zekayı bu konuya dahil etmemin de farklı bir boyut olarak katkı sağlayacağını düşündüm. Nasıl mı?

Geçenlerde yine metrobüs tıklım tıklımdı;  ben ise yine nasıl oturupta bir iki dakika kitap okuya bilirim diye düşündüm ve her zaman ki uyguladığım taktiği uyguladım. Taktiği anlatmadan önce metrobüsün tıklım tıklım olmasını "kader" olarak ele aldım. Balık istifi gibi duran insanların kıpırdayacak hali yok. Herkes bu durumdan şikayetçi ve söyleniyor. "Ne var yani bir otobüs daha olsaydı" diyorlar. Hep şikayet, hep dırdır. Bu negatif durumu kader ile ilişkilendirdim nedense. Aslında hayatımızda öyle değil mi? Yaptığımız her şey ters gitmek zorundaymış gibi. Murphy kanunları gibi hayatımız. Allah rızası için hiç rast gitmez. Bu işin kader kısmı. Umarım anlatabilmişimdir.


İlgili resim
Şimdi ise işin zeka kısmına geldik. Evet her gün olumsuzluklar ile karşılaşıyoruz ve moralimiz bozuluyor. "Neden istediğim hiçbir şey olmuyor" diye isyan ediyoruz. Son zaman da bu anlayış bende yok oldu ve kendimce uyguladığım bir metodolojiyi ile bunun üstesinden gelmeye başladım. İstemek kültürü hepimizin içine sinmiş, hücrelerimize kadar inmiş namısız. Anne, baba, abi, abla ve Allah dahil olmak üzere herkesten sürekli bir şeyler bekliyoruz. "Allah'ım bana bir bardak su ver" derseniz size su falan gelmeyecektir. Anneniz de yoksa yanınızda suyu kendiniz içmek zorunda kalırsınız. İşte toplu taşıtlarda oturabilmenin de yolu buradan geçiyor. İstençler ve şikayetlerimiz hiçbir anlam taşımıyor. Oturmak için farklı düşünmelisin ayaktakilerden. Bırak onlar ayakta dursun :)

Belirli sayıda koltuk var ve bu koltukta oturanlar illaki kalkacaktır. Burada mühim olan en çabuk kalkacak kişi bulmak ve en ineceğiniz durağa kadar oturarak gidebilmek. Kapıda önünde durmak faydalı olmayacaktır. Nerede durmak gerekir. Öncelikle oturanları şöyle bir analiz edin, hangisi kalkacak gibi duruyor. Karar verin. Ben karar verirken; sürekli durak listesine bakan bir kişi buluyorum önce. Sürekli durak panosuna bakan kişi muhtemelen yakında kalkacaktır. Onun dışında koltuğa yayılıp yayılmadığına bakıyorum; beli dikse yani yaslanmamışsa kalkma olasılığı artıyor. Daha sonra gidip o koltuğun önünde bekliyorum. Ve 2 durak sonra o oturan şahıs kalkıyor. Keyifle oturabilirsiniz. Yemek tarifi gibi oldu :)

!!! Hem durak listesine bakan hemde beli dik oturanlar hedef kitlemiz.


metrobüste oturmak ile ilgili görsel sonucu

"Keyifle oturabilirsiniz" demiştim ya yok öyle olmuyor o iş ciğerim, oturamıyorsun. İki dakika sonra araca bir teyze yada amca biniyor. Gelip senin yanında "kalk evladım kalk" dercesine gözünün içine bakıyor. Uyuyor numarası yapsan olmuyor gözlerini başka yere çevirsen yine olmuyor. İki ayağıda çukurda olan adam ayakta bekliyor. Etraftaki kızgın öküzler de tip tip sana bakıyor. İktidar korkusu mu ne! içine sinmiyor ve o yaşlı amca/teyze ye yer veriyorsun. Ne oldu şimdi gitti koltuk. O kadar mücadele ver koltuk gitsin. İşte biraz paranoyak olup bunu da önceden düşünürsen elbette çözümü var: yaşlıların bir çoğu ters oturamıyor. ahaa alsana çözüm o zaman pusuda bekleyeceğin koltuk için aranan nitelikler;

1- sürekli durak listesine bakan biri
2-Koltuğa yaslanmak yerine beli dik olan biri
3- bu iki kritere uyan ters bir koltuk

İşlem tamdır. Oturma ihtimaliniz yüksek, bir ihtiyar tarafından rahatsız edilme ihtimaliniz ise çok düşük. Hele bir de cam kenarına oturmuşsanız gazanız mübarek olsun.

Çözüm bulma metedolojim şöyle;( muhtemelen başkaları da bunu ifade etmiştir.)
Bunu soyutlayarak farklı alanlarda da kullanabilirsiniz.
  • Problemi tanımla
  • Problemi aşmak için çözüm(ler) bulmaya çalış.
  • Bulduğun çözümü uyguladığında sana aksilik çıkaracak durumlar neler olabilir.
  • Hedefe ulaştığında, ( oturdun)  bu çözümü lağvedebilecek durumlar nelerdir.(yaşlılar)
  • Lağvedebilecek kişilerle mücadele edemiyorsan çözüm kümenden onları çıkar. (ters koltuk)
  • Çözümü konsantre hale getir. (cam kenarı ters koltuk)

Deneyip geri-bildirim yaparsanız harika olur. Merak ediyorum sizde de olacak mı?
Da-Vinci Metodu-2

Da-Vinci Metodu-2

Önceki yazımda da bahsettiğim gibi İngilizce öğrenmek için yeni bir metot bu, en azından benim için fayadali gibi gözüküyor. Bir kaç örnek vereceğim.

1-Absolute Advantage; üretimde mutlak üstünlük anlamında kullanılır.
Telaffuz; absulıt adventıç

Çin başkanı biz üretimde mutlak üstünlük olan absult adventıç kart sahibiyiz dedi. Gibi bir olayla kurgularsak unutmak zorlaşıyor.

----------------------------------------------------------------------------------------------
2.Accounting; Muhasebe
Telafuz; Eköunin

E köyün muhasebe işlerini kim tutacak.
eköunin= E köyün

---------------------------------------------------------------------------------------------
3.Administrative; idari
Telafuz; Adminisretiv

Adminisretiv okumuş idareciler ile bir araya geldik.

---------------------------------------------------------------------------------------------

4. Assets; varlık
Telafuz; Esıst 

ES-İST şirketini varlıkarını bir derneğe hibe bitti.

---------------------------------------------------------------------------------------------
5.Auditing; Denetleme
Telafuz; Arıdin

Dinci Arı hergün yurttaki öğrencileri denetliyor.

İngilizce İçin Da-vinci Metodu

Şimdi efendim yabancı dil öğrenmek gibi bir yükümüz var bu işi halletmemiz gerekiyor. Yeni bir metodu var, nedir o? Da Vinci metodu. Nasıl işliyor, faydalı oluyor mu? Bu akşam denedim biraz, beni ikna etti gibi bişey.


ingilizce karikatür ile ilgili görsel sonucu

For example;
Accounting muhasebe demek 

Bu metod diyor ki, mal gibi bunu tekrarlayacağına, ezberlemeye çalışacağına ve işin sonunda dilimin ucunda ama çıkmıyor diyeceğine, şunu yap:
Bu kelimenin telafuzu eköin  dir.
E köyün muhasebesini kim tutacak peki !  Şeklinde ezberle mesela 
E köyün = eköin



Bir örnek daha vereyim.
Diminish (diminiş) azalmak

Demin iş inin azaldığını söylüyordun?

Hafızanda bunu yer verirsen daha zihin sarayını olaylar ile süslersen unutmak zorlaşıyor. Bence başarılı 
Kürdistan  Referandumuna Sağduyulu Yaklaşım

Kürdistan Referandumuna Sağduyulu Yaklaşım

Ali Şeriati'nin dediği gibi "Kürtler İslam'ın öksüz evlatlarıdır."  Az biraz İslam hakkında araştırma yapmış bir birey şunu rahatlıkla söyleyebilir " öksüze yardım etmek, onlarla dayanışma içinde bulunmak kadar kutsal bir davranış yoktur."

Yalçın Küçük moduna girersek 'Süslümanlara' sebatay demek işten bile değil. Takiye yaparak yaşıyor ve hakşinas gibi davranıyorlar.

Oysa gerçek Müslüman dayanışma içinde olur; zulm yapana "dur ne yapıyorsun sen" der. "Bizim beldemizde İslam(barış) hüküm sürer" der.

Onlarca yıldır, bir topluma haksızlık yapılıyor  ve bunu kardeşlik adı altında yapıyorlar. Özür dileyerek söylüyorum, birileri bir yatta 10 kadın ile beraber olacak diye Dünya dönüyor. Dünya birden büyüktür diye slogan atmak vardı ama neyse.

Düşünün, bir toplumun hemen hemen hepsi-%93- bir karar veriyor, self-determinasyon diyor; lakin demokratik sosyal gruplar dahi buna karşı çıkıyor. Yasadışı ya da kaçak diyerek vicdan rahatlatıyor. Oysa demokrasi böyle bir şey mi?

demokrasi ile ilgili görsel sonucu


Bir insan bunu derse " ben demokrasiye inanmıyorum, önemli olan güçtür, ezmektir, yok saymaktadır, menfaatim için herkesin boğazını keserim ya da Dünya'ya kötülük getirmek için elimden gelen herşeyi yaparım" bu insan saygıya değer bir insandır. Neden? Çünkü açık ve nettir, buna karşılık bir insan şunu derse "hak haktır, adalet hüküm sürsün diye elimden geleni yapacağım" bu kişide saygıya değer bir insandır.

Fakat şunu derse " herkesin hakkını gözetmek gerekir, insan gibi yaşamak gerikir" bunu söyledikten sonra bu muteber sözünün kölesi olmaz ise, o insan bir döl atığıdır, sosyal hayvandır.( Hayvanlar meclisten dışarı)

Koynuna karasabanı almak istiyor musun, istemiyor musun. Öncelikle bunun kararını vermek gerekir, cafe ortamında "sosyal sex" yapmak için sosyal eşitlik, vicdan, yaşama hakkı muhabbeti yapip ardından bu söylediklerine tükürürsen olmaz, böyle olmamalı, çok ciddiyim yazık etme kendine.

Anadolu insanı kardeştir, Türkler ve Kürtler etle tırnak gibidir ayrılamaz, devlet hepimizin devletidir deniyor, güzel bir yaklaşım. Peki vaziyetler öyle mi şu anda?
Bir Kürt, Kürt olarak devletin zenginliklerinden faydalanıyor mu? Hiç görmedim. Faydalanmak şöyle dursun birey olarak dahi var olamıyor. Mücahit Bilici'nin Hamal Kürt adlı eserinde bahsettiği gibi.     "Kürtler hayvandır".
Bu adam çok güzel bir eser insanlığa kazandırmış, okuyun derim.

İlgili resim
(Komisyon aldığım yalandır :)))

Madem Türkler ve Kürtler aynı toruna dedelik yapıyor, kız alıp kız vermişiz. Neden bunun gerektiği gibi davranımıyoruz. Yüzyıllardır Kürtleri yönetiyor Türkler, devlete sadık kalmışlar mı ? Bir kaç didişmenin dışında evet kalmışlar.

Şimdilerde Kürtler'de Musul ve Kerkük'ü yönetmek istiyor, ama herkes buna karşı çıkıyor, Araplar yönetirken problem yok da Kürtler yönetirken mi problem. Evet problem mi diyorsunuz ! Neden peki? Hemen 82,83 muhabbeti yapmak ne demek!

Oradaki Türkmenlerin hakları mı diyorsunuz, buna karşılık Bölgesel hükümetin Anayasa taslağını okuyun derim, ben okudum bir maddesi dışında - yemin etme tarzı- mükemmel. Duygusal mı davraniyorum, ya da abartıyor muyum. Hayır! (Bunu tıklayarak okuyunuz) Nietzsche'nin dediği gibi "Toplumlar savaş sırasında iyiliğe, kötülüğe ve adalete karşı çok daha güçlü çıkar" ( Çoğu zaman anlamasam da harika bir düşünür)


Ne var yani, Türkiye neden bölünsün ki! Ne alaka ! Aynı sandığı Türkiye Kürdistanına kursalar açık ve net şekilde " Kırmızı" çıkar. Az biraz Türkiye Kürtlerini tanıyan bir insan bunun altına imzasını atar.

Hatta ve şunu söyleyebilirim: Türkler ayrılmak istiyorlarsa ayrılsınlar diyor, aklı Selim olan Türkler bunu söylüyor. Ben onların yalancısıyım. ( Ege ve Akdeniz insanı, Karadeniz toplumu değil)

Bu birinci kısımdır, biraz sağduyu ile ele almaya çalıştım.
İkinci bölümde Makyavelist bir bakış açısıyla ele alacağım.

Sevgiler..